Vaitas – Bölüm 2 – İşler Kızışıyor.

Genç Efendi bu kararını birlikte geldiği eldera söyledi. Elder memnuniyet ile teklifi kabul etti sonuçta kaynaklar boşa harcanmayacaktı. Elder bütün uşaklara emir vererek hemen Jin ailesinin konağında ki Jin Huo ile ilgili bütün eşyaları toplattı. Yola çıkma zamanı gelmişti.


Bu arada Jin Huo’nun ünü diğer ülkelere çoktan gitmişti. Chang’e klanının yönettiği Daxung Ülkesi bir suikast düzenlemeye hazırlanmışlardı. Çünkü eğer sağ kalırsa gelecekte öldürmek imkansız olacaktı. Jin Hou , Ülke İmparatorunun yaşadığı Luitang Şehrine varmadan 2 köy önce saldırıya uğrayacaktı.
Genç efendi hazırlıksız değildi tabii ki. Önceden bunun haberini almıştı ve yanında bir Çok Xia Duan kademe uzman getirmişti. Bu uzmanlar çok kolay yenilebilecek gibi değildi en az 7. Seviye dizilimle karşılaşmaları lazımdı ölmek için.(Xia ve Duan kademesini geçince bu ikisinden daha güçlü bir kademe olan Xia Duan kademedir.)


Ama suikast için gelecek grupta buna karşı tedbirler almıştı. Bir kaç zehirli ok hazırlamış ve boş anlarda bunları Xia Duan kademe uzmanları öldürmeye harcayacak kadar keskinleştirmişlerdi. En azından 1-2 tane Xia Duan kademe uzman ölse fena olmazdı.


Genç Efendi yolda giderken bir konu açmaya çalışıyordu. Onu kendi safına çekmek için beynini en sonuna kadar kullanıyordu. “Onu kesinlikle kendime yakınlaştırmam ve güvenini kazanmam lazım.” Ama kendisi yerine bunu yapacak insanlar zaten onlara geliyordu.


Yolun ortasında genç efendinin açtığı bir konu sonunda işe yaramıştı. Genç efendi “Ailen ile hiç vakit geçirdin mi ?” diye sorduğunda bir cevap alamayacağını sanıyordu ama aksine “Bir ucube gibi göründüğümden ailemi bırak kendimle bile vakit geçiremedim.” Diye bir cevap almıştı. İlk defa bir sorusuna yanıt gelmişti.


Genç efendi bunun ardından “Benimde babamla geçirecek vaktim yoktu. Sürekli dolu oluyor veya yetişimini geliştiriyordu. En fazla geçirebildiğim zaman yılbaşı turnuvasını kazandığım arifede olmuştu. Babamla 3 saat geçirebilmiştim.” diye kendi sırrını açıklamıştı. Sonuçta yakınlaşmak için bunlar önemliydi.


O arada bir uzmanın bağıran sesi duyuldu. “ Efendim. Doğu kısmından bir grup geliyor. Büyük ihtimalle yetişimciler.” Diye söylediğinde genç efendi “O zaman muhafızlara hazırlanmalarını söyle eğer suikastçı çıkarlarsa bize zor zaman geçirtebilirler.” Demişti.


Çünkü Jin Huo’nun namı diğer ülkelere gittiğinden beri her ülke ya onu kendi safına katacaktı. Ya da onu öldürecekti. Ve çoktan 2. Seçeneği seçmiş olabileceklerinden korkuyorlardı. Çünkü böyle bir uzmanın hemen ölmesi onların büyük kayıpları olacağının farkındalardı.


Bu arada genç efendinin düşündüğü doğru çıkmıştı. Doğudan gelen grup suikastçı idi. En azılı uzmanları bile öldürmeye hazırlanmış bir grup. Büyük ihtimalle sefere gitmeden önce dillerini kesmişlerdi. Çünkü bu normal görevler kadar kolay olmayabilirdi. Eğer bir kaçı yakalanırsa dili olduklarında o işkence metotlarında kesinlikle hemen öterlerdi.


İlk muhafız takımı sakince onlara kim olduklarını uzaktan bağırarak sormuştu ama cevap gelmemişti. İkinci defa “Kendinizi tanıtın! Aksi takdirde sizi öldürmekten çekinmeyeceğiz!” diye söylese bile takmamışlardı. Görevlerinden emin ve şaşmaz bir şekilde hızla yaklaşıyorlardı.


İlk başta doğu muhafız takımı sadece uyarı oku atacak iken bir anda oku atacak muhafızın boğazını tuttuğu görüldü. Ardından bir kan şelalesi. Karşıdaki kim olursa olsun umursamayacak bir grup doğu muhafızları ile boğuşmaya başlamıştı.


Muhafızların katledilmesi devam ederken genç efendi bir yetişimci olduğu için en iyi korumalarını alıp doğuyu savunmaya gitmişti. Kervan hala ilerliyordu. Muhafızlara katılan genç efendi ortasında kaldığı durumda şoke olmuştu karşılarındaki grup sadece ve sadece 2 kişiyi kaybetmişken kendileri en az 3040 muhafız kaybetmişti. Ve grup 16 kişi kalmıştı.


Genç efendi tüm korumalarına “İlahi İletişim Borusu” tekniği ile çağrı yapmış ve doğu tarafını savunmalarını istemişti. Çağrıda genç efendi “ Arkadaşlarım, Doğu tarafında çok fazla kaybımız var. Boşta kalan bütün korumaları doğuya gelmesi gerekli! Acilen Gelin! ” diyerek herkesi çağırmıştı.

Bir Kaç Saat Sonra…


Kanlı Savaş bitmişti. 80 den fazla muhafızı kaybeden kervan en yakın şehirde dinlenecek ve stok tazeleyecekti. Genç efendi savaş sırasında baygın düşmüştü. Jin Huo ise dışarıda nöbet tutuyordu.
O arada Jin Huo’nun gözüne bir şey takıldı. Orman tarafından gelen belli belirsiz gölgeler dikkatini çekmişti. Tam o sırada arkasına bir kişi geçmiş ve onu bayıltmıştı…


Uyandığında buzdan bir sarayda bulunuyordu. Nerede olduğunu bilmese de tek bildiği şey onu bayıltan kişinin Jin Huo’yu buraya getirdiğiydi. Etrafına baktığında buzdan bir odadaydı. Büyükçe bir yatakta dinlenmekteydi. Yanındaki sehpalarda kendisine bir kaç kitap ve yiyecek konulmuştu. Bir de üstüne bir not.


Notun üstünde “ Kıyafetlerini giyindikten sonra odadan çık sağa doğru git oradan ise solda gördüğün ilk kapıya gir. ” yazıyordu. Jin Huo bu kurallara tamamen uymuş ve kitapları okurken yavaşça ilerliyordu. Ama bir hata yapmıştı ve ilk sol kapıdan değil ikinci sol kapıdan girmişti. Girdiği oda ise açıkça “Kızlar Hamamı” idi.


“AHHHHHHH” diye bir çığlıktan sonra kafasına 2 tas fırlamıştı. Kapıdan girdiği gibi geri uçmuş ve kafasında 2 morluk oluşmuştu. Sonra kendine geldiğinde kafasına tası atan kızlardan birinin kenarda olduğunu ve revirde olduğunu anladı. Revirdeki şifacı ona bir kaç şifalı hap verdikten sonra gideceği odaya yollamıştı.


Gittiği oda ise aslında “Karlı Dağın Buzu” adlı tarikatın büyük salonuydu. İçeri girdiğinde birden fazla elder görmüştü. Ve salonun tam ortasında oturan kişiyi de görmüştü. Bu açıkça tarikat lideriydi. Ve Tarikat Lideri ayağa kalkıp “Selamlar Jin Huo, duyduğuma göre Tanrı-Yaratan Ruh Eşi’ ne sahipmişsin. Bana biraz gösterir misin?” diye sormuştu. Ve Jin Huo o arada yarı dönüşüm yapmıştı.


Bütün Elderlar şok yaşamıştı. Gerçekten de bu çocuğun Tanrı-Yaratan Ruh Eşi vardı. Sonra lider “Çok iyi, Çok iyi gerçekten de buna sahipmişsin. Seni boşuna o kervandan kaçırmamışız.” Demişti. Jin Huo ise lidere “Efendim, rahatsız etmek istemem ama burası neresi?” diye sormuş ve yanıtını şöyle almıştı. “Burası ‘Karlı Dağın Buzu Tarikatı’ burası kıtanın bütün imparatorluklarından daha güçlü bir tarikat. Kaynakları zengin ve neredeyse sonsuz. Senin gözünden bakarsak yabancı bir yer olabilir ama alışınca çok seveceksin.”


Bunu duyan Jin Huo’nun kalbine su serpilmişti. En azından şimdilik güvendeydi. O arada lider “şimdi senin için bir kaç teknik ve bir elder atayacağız. Bu elder senin bütün ihtiyaçların ile ilgilenecek. Elder Xin Zuo ayağa kalk” diye söylediğinde ayağa kalkan kişi revirde kendisine pansuman yapan şifacıydı. Bu şifacının onun elderi olması çok güzel bir durumdu çünkü tıpkı annesi gibi büyük göğüsleri vardı. (gerçekten büyüktüler.)


Ve tam o arada Şifacının yanında hamamdaki kızı gördü. Bu kız aslında kendisine tas fırlatan ikinci kızdı ve bu kız kendi ailesinden biriydi. “Jin Xue” Jin ailesinin 5. Nesil prensesi…

Öncelikle selamlar arkadaşlar. Bölümün biraz geç biliyorum kusura bakmayın lütfen. Çeviri ve edit yaparken noveli yayınlamayı unutmuşum. İlk baştada zaten 2. bölümü yazmıştım ama içime sinmemişti. Bu yüzden tekrar yazdım. Tekrardan özür dilerim.

Destek ve Öneriler için ; https://discord.gg/UBhetk7

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir