Galactica : Yıldız Yağmuru – Galactica 6. Bölüm

Bu can acıtıcı gerçeğin sonucu biraz pahalıya patlayacaktı. Çünkü mecburen Solomon ve ekibi savaşmak zorunda kalacaktı. Ve Mavi Anka Filosu gemi sayısı olarak kesinlikle daha avantajlıydı. Ama çoğu gemi tam çalışır durumda görünmüyordu. Bu Solomon ve ekibi için iyi bir şeydi.

-Galaktik Kanunlar Hükmünün 10. Maddesine göre 24 üst gemi çalmaktan suçlusunuz. Hemen gemileri durdurun ve bize teslim edin. Aksi takdirde zor kullanmak zorunda kalacağız.

Solomon ve ekibi bu uyarıyı duymazdan gelir – keşke bende bu kadar cool olsam akm – . uyarıya uymayınca mavi anka filosunun kaptanı sinirlenir ve uyarı atışı yapılmasını ister. Bir geminin makinalı plazma tüfekleri yüklenir. Ateşi başlatmak için geminin dışarısına çıktığı anda silah patlar. Ardından silahın olduğu gemide patlar.

Daha ne olduğunu bile anlayamayan Mavi Anka Filosu, birden ağır saldırı altında kalmaya başlar. 24 geminin hepsi bütün makinalı silahlarını ortaya çıkarmıştır . O kadar yoğun bir saldırı altında kalan Mavi Anka Filosu daha kayıp vermeye başlamamıştır.

… Savaşın Ortası …

İki Taraf da elinden geldiğince bütün silahlarını kullanıyor. Solomon ve ekibinin silahta ki olan teknoloji avantajı mavi anka filosunun gemi çokluğu avantajı ile ortadan kaybolduğu için iki tarafta çok çekişmeli anlar yaşıyordu. Hatta bir ara mavi anka filosunun bir gemisi sırf Solomon ve ekibini yakalamak için kaptanın emrinden izinsiz sıçrama yapmış ama gemi bu sıçrayışa dayanamamış ve solucan tünelinde parçalarına ayrılmıştı.

Mavi Anka Filosunun getirdiği gemilerin bir çoğu çok hızlı bir şekilde yeniliyordu. Tam kapasite çalışır halde gelen Solomon ve ekibi onlara göre daha az gemi kaybetmişti. 1 gemiyi kaybetmişlerdi sadece. Onlar bakılırsa savaşın gidişatından memnundular. Çünkü kaybeden taraf karşısıydı.

En fazla ne yapabilirler ki? Diye kendine soran Solomon cevabını çok güzel bir şekilde alacağa benziyordu. Çünkü Mavi Anka Filosundan 4 Üst Segment gemi reaktörlerini ortaya çıkarmış kendini imhaya hazırlanıyorlardı. Solomon ve ekibi bunu gördüğünde Solomon ;

-VALİİİRRRR!!! ÇABUK ŞU GEMİLERE ATEŞ ET!

Valir bunu duyduğu anda bütün silahları oraya yöneltip sıksa bile artık çok geç kalmışlardı. Sadece 1 gemiyi düşürdükten sonra diğer gemiler patlamıştı. Ve bunun yarattığı enerji çok fazlaydı.

İlk şok dalgası ardından her şey o gemilere çekilmiş, ardından ikinci şok dalgası gelmişti. Bu şok dalgaları vurdukları her şeyi parçalarken Solomon ve ekibinin gemileri zor dayanıyordu. Ta ki 3. Şok dalgası gelene kadar. 3. Şok dalgası çok kuvvetli olduğundan gemiler daha fazla dayanamamış ve parçalanarak Nebula gezegenine düşmeye başlamıştı. Her parça gökyüzünde çok yavaş bir biçimde düşüyordu. Tıpkı o gece kayan meteor gibi…

Düşen metal parçaları, eşyalar, silahlar, insanlar … havada çok güzel bir festival şekli gibi görünselerde atmosferin onları yok edeceği aşikar idi. Atmosfer tam olarak düzelmemişti ve eğer gemi içinde değillerse ölme riskleri çok yüksekti. Tabii ki bu arada gemilerin içindekilerde şok dalgaları yüzünden bayılmıştı.

(şarkı bulup şu kısmı onla okuyun diyesim geldi yukarda)

Atmosfer düş düş bitmiyordu. Sonuçta Nebula gezegenin her ziyaretçi için farklı şekle büründüğü söylenirdi. Bu sefer hangi şekle bürünmüştü? Bilinmezdi. Ama tek bilinen bir şey vardı ; oda yer kürenin göründüğü…

GÜMM…
GÜMMMMMM

Gökten düşen her bir parça kulakta sağır edici bir ses bırakıyordu. Ne kadar parça düşeceği belli bile değilken bu kadar ses bazıları için çok sorun yaratabilirdi ; Vahşi Hayvanlar… Onların bölgesine düşen canlıları çok kötü şeyler bekleyecekti. Tabii bu solomon ve ekibinin sorunu değildi çünkü farklı bir yere düşmüşlerdi.

Düştükleri yer gizemli bir mağara olması ile birlikte çok farklı yazılar bulunuyordu duvarlarda. Sanki antik bir alfabe ile yazılmışlardı. Solomon bu yazılara dokunduğunda yer titremiş ve bir kapı açılmıştı. Aşağı inen uzunca bir kapı. Orada onları ne bekliyorsa ya korkunç olacaktı yada çok iyi olacaktı.

Deliğin her iki tarafı da yazılarla kaplıydı. Bu yazılar soğuk ve sağlam bu taşlara iyice oyulmuşlardı. Hiçbiri anlaşılmıyordu. Deliğin aşağıya inen merdivenleri iyice çatlamıştı ama hala sağlamdılar. İnsanı aşağıya inmeye teşvik eden korkunç bir aura vardı.

Solomon kendine çok hızlı gelmişti. Diğerleri hala baygın ve biraz yaralıydılar. Bu yüzden tek başına inmeyi seçti. Yavaş yavaş inerken aşağıda bir ışık süzmesi fark etti. Biraz daha inince basamakların sonuna gelmiş ve kocaman bir laboratuvara gelmişti.

Her tarafta tüpler vardı. Bu tüplerin içindeyse sıvılar ve kıyafetler. Kim neden buraya böyle mantıksız şeyler koyar ki? O anda gezegenin girişinde beliren yapay zeka gene önünde belirdi. Ama bu sefer biraz farklıydı. Bir hologram olarak değil de gerçekten bir bedenle belirmişti. Solomon biraz garipsese de pek takmamıştı kafasına.

O sırada yapay zeka konuşmaya başladı ;
-Evime hoş geldin. Şey aslında burası pek evim sayılmasa da. Her neyse atmosferde hafif bir değişiklik yaparak buraya gelmenizi sağladım. Sonuçta ilk defa dürüst insanlarla karşılaşıyorum. Ve bu laboratuvar da benim ilk geliştirildiğim yer. Ama beni geliştirenler maalesef çok uzun yaşamadılar.

Solomon ise şöyle bir soru sormuştu ;
-Peki şu cam kapsüllerin içindeki kıyafetler ne işe yarıyor?

YZ
-Onlar bir tür beden modifikasyonu. Giydiğin zaman senin bedenine göre kendini ayarlıyor ve ondan sonra bir tek sen giyebiliyorsun. Ekstra olarak bunların kendine ait çipleri var ve ona göre derin ile birleşip genetiğine çipin özelliğini aktarıyorlar. Şanslısınız ki burada ekibinize yetecek kadar bırakmışlar.

S
-Bırakmışlar ? Daha başkalarında da mı var ?

YZ
-Evet. Bunlardan 50 tane üretildi. 28 tanesi kullanılmaz durumda. Kalanları galaksilerin her tarafına dağılmış durumdalar. Ve çipler bunlardan çok çok fazla üretildi. Şuan burada kalan çipler ekibinizde ki herkes için 2 tane çip olacak kadar.

Solomon daha fazla bekleyememiş ve hemen bir kostümün sıvısını boşalttırmaya başlamıştı. Artık bekleyemiyordu. Kolunda ki dövmeyle ilgili sırrı bulmak için çok fazla gelişmesi gerekti. Ve bu buna aracı olacaktı. Artık işler düzene oturmaya başlayacaktı…

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir