Medeniyet Kavramı ve Karşıtlık

Medeniyet kavramı benim hep kafamı karıştırır. Aslında rahat yaşamak için her türlü vahşiliği yapan bizler kendimizi medeni sanırız. Mumları şamdanlara koyarak medeni olduk. Hayvanların derisini yüzerek medeni olduk. Birbirimizi öldürerek medeni olduk. Zamanında kendimizi surların arkasına saklayarak medeni olduk. En ufak bir tehditte kızgın yağ döktük kardeşlerimizin başına, medeni olduk. Çoğu zaman başkasının güdümündeki hayatlarımızı onların verdiği oranda biraz farklılaştırarak medeni olduk. Her yanımızı açarak medeni olduk. Çıplaklık değildi mesele nasıl farklı gösterebilirim çabasıydı, yaptıklarımız. Bir insan bizi sevdiğinde önce dış görünüşüne bakıp sonra içini merak ettiğimiz zaman medeni olduk. O kişinin belli mebla maddiyatı olduğu zaman yıldırım aşkına tutulduğumuz zaman medeni olduk. Toplumca kabul görmek için sevdiğimiz şeyleri ifade etmeye korktuğumuz zaman medeni olduk. Ne zaman az konuşup çok sustuk o zaman medeni olduk. Baş ucumuzda duran yastıksız, uyuyamaz olduk, o zaman medeni olduk. İnsan gibi sevişmek yerine özenti hazlar yaşamaya başladık o zaman medeni olduk. Ne zaman lüks restorantlarda kışın karpuz istedik o zaman medeni olduk. Bir ton emekler verip seralar kurduk, hastalıklı tohumlardan hastalıklı tohumlu insanlar yarattık, medeni olduk.Sonra bunlar hormonlu yemeyelim dedik, toplum önünde medeni olduk. Sabahtan akşama kadar sadece telefonla zaman geçirdik ya medeni olduk. Sonra gözlerimiz kamaşmaya başladı, gözlük takıp hayata pencere arkasından baktık medeni olduk. Bunlara numaralar verdik dinlendirici dedik, daha medeni olduk. Önce kendimizi güzel kokmak adına sürdüğümüz kimyasallarla zehirledik medeni olduk. Sonra insanın kendi kokusunun tarifi yoktur dedik daha medeni olduk. Kimyasalların yarattığı zararlardan yok olan ormanların yerine bir kaç fidan diktik ya medeni olduk. En kötüsü ticareti bulduk medeni olduk. Pazarlamaya kendimizden başladık ya medeni olduk. Sonra topluca bir eve insanları doldurup pazarladık daha da medeni olduk. Başımıza bir taç icad ettik medeni olduk. Taç için gerekli bir kaç taş için çocukları katlettik ya medeni olduk.

Takım elbiseli insanlar, kürk giymiş kadınlar olmak için nelerden vazgeçtiğimizi gözümüzün önüne getirirsek medeni olmanın bize neler kaybettirdiğini de anlamış oluruz. İnsanlığımız kaybettik. Vicdanımızı kaybettik. Kısacık hayatlarımızda en önemlisi zamanımızı kaybettik. Kimse birşey borçlu olmadığımızı bir türlü anlayamadık. Doğduğumuz andan itibaren başkalarının istediği gibi yaşadık. Paylaşmayı unuttuk ve kimsenin bir lokma bir şeyimizi almasına asla izin vermedik. Biriyle bir şeyler yaşamak istediğimizde önce toplumu düşünür olduk. Başkası neder diye çoğumuz gerçeğimizden kaçarak yaşadık. Dalga geçilme korkusu, tepki görme korkusu bu kadar sardımı etrafımızı. Etrafımıza ördüğümüz duvarları canımız pahasına korur olduk ne sakladık içerde? Bir kaç parlak metal, karnımızı doyurduğumuz bir avuç buğday, ölümüne benimsediğimiz eşlerimiz. Hangisi gerçek anlamda bizim oldular? Parlak metalleri yiyecek almak için vermedik mi­­? Bir avuç buğday için mi canlara kıydık? Yoksa eşlerimiz mi? Bir kaç kağıt parçası için satmamışmıydık onları. Bazende satın almıştık. Adına eskortta dedik, törede. Yeri geldi o kağıt parçası için kirlenmiş kanımızı temizleyen organımızı bile satmadık mı? O gün ki kadar hiç kirlenmemiştir kanımız. İşte bu kadar şeyden sonra en sonunda miğdemizi de kaybettik. Hiç bir şeyden etkilenmeyen, katı kalpler, taş gibi miğdeler kazandık.

Bunu adı medeniyetse ilk yapmamız gereken zamanda geriye gitmek. Paranın henüz icat edilmediği yıllara gidelim. Konuşmanın olmadığı sadece gözlerimizle konuştuğumuz o yıllara gidelim. Bir evimiz olsun diye ömrümüzü harcamadığımız, bir mağara kavuğun bize yettiği o yıllara gidelim. Böcekleri soslamadan yiyelim yine. Deliler gibi sevişelim yine, bir yüzük parmağımızı sıkmadan. Bu kadar uzun yaşamayalım, ölelim parasıyla bir can satın almadan. Ormanlarda çıplak ayaklarla koşalım, özgürce başkasının derisine basmadan. Varsın vahşi olalım medeni olmak hiç bir yarar getirmedi bize. Ağlayan çocuklar gibi aciz, yeni doğum yapmış anne gibi masum olalım. Her günümüzü son günümüz gibi yaşayalım. Utanmayalım artık çıplaklığımızdan o küçük kalbimi hırsla değil mutlulukla dolduralım. Umarım bir gün geriye gitmenin bir yolunu buluruz. Umarım bizi üzen kendi icat ettiğimiz her şey yok olur. Ve gerçek mutluluğun ne olduğunu hep birlikte yeniden hatırlarız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir