Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens

Sapiens-Yuval Noah Harrari

Bilgiler:

Adı: Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi
Özgün Adı: Sapiens A Brief History of Humankind
Yazar: Yuval Noah HARRARI
Çevirmen: Erturğrul GENÇ
Yayın: Kolektif Kitap

Konu:

Sapiens türünün avcı toplayıcı guruplardan gelip uzay mekikleri inşa eden gelişmiş canlılara dönüşünceye kadar ki arada yaşanan şeyleri özetlemiştir. Ateş, Yazı, Sanayi Devrimi ve Bilimsel çağa kadar her konuda değinilmiş ve bu olaylara daha önce çok az kişinin baktığı kadar geniş bir çerçeveden bakmıştır.

Özet:

Binlerce yıl önce Afrika’nın bir köşesinde başladı macera. Sinik korkmuş basit ve büyük bir potansiyel barındıran ırklara ev sahipliği yapıyordu bu bölge. Neandartel, Erectus ve tabi ki Sapiens vardı. Bu ırklardan bilinen sadece Sapiens kaldı geriye. Diğerleri doğal ve ya yapay yollardan yok oldu. Tabi ki bir gün sürmedi bu yok olma işlemi daha çok bir seçilim veya soykırım yaşandı. Katil doğa mı yoksa kuzen Sapiens mi?

Bu ırklar uzun bir süre sadece yayıldılar. Küçük avcı ve toplayıcı kabileler olarak yaşadılar. Bir zaman vardı ki dünyada Homo(insan) yekpare tür değildi. Lakin bu çok uzun bir zaman almadı. Kuzenler zamanla anlaşamadı. Doğanın çetin seçilim süreci devam ederken Sapiens(zeki) doğa şartlarını arkasına aldı. Başlangıçta sadece Sapiens’e bazı avantajlar sağlıyordu, lakin bu durum sonunda kuzenlerimizin yok olması ile sonuçlandı. Kesin bir şekilde Sapiens’in suçu diyemeyiz fakat oldukça güçlü kanıtlar mevcuttur.

Sapiens geriye yek kalsa da diğer türlerin DNA’larının bir kısımda bizimle birlikte hayatta kaldı. Aslında küçük oranlarda da olsa çoğumuz Erectus ve ya Neandartel oluyoruz.

Bilişsel devir Sapiens’i hayatta tuttu ama bu günlere kadar sadece onun marifeti ile gelmedik. Toplu bir şekilde yaşamak, savaşmak ve diğer kavramları da geliştirmemiz gerekti. Bireyin sadece teki bir birey olarak kesinlikle diğer türlere karşı bir avantajı yoktu ama Sapiens bir gurubun bir birey gibi davranmasını, çok daha hızlı organize olup yaşayabilmesi ve savaşabilmesi için gerekli şeyleri icat etmeye devam etti.
İlk olarak Bilişsel devrim ortak ruhlarla başladı. Ortak ruhlar ve ilk olağan üstü varlıklar o zamanlar çıktı. Birbirini tanımayan iki bireyin aralarında duran ve her ikisini de tanıyan ve gerekirse de cezalandıran bir bakıcı. Bu bakıcı bir anlaşma, savaş, barış, evlilik ve diğer her konuda sizin ve üçüncül kişinin arasında durup hakemlik ediyor, şahitlik ediyor ve daha bir çok şeye yardımcı oluyordu. Hiçbir sosyal ve ya hukuksal güvencenin olmadığı güvenlik güçlerinin de görev başlamasına daha binlerce yıl olan bir zamanda bu yardımcılar çok işe yaradı.

Sapiens durmadı ve bakıcı konusunu geliştirmeye başladı aile işlerini düzenleyen savaşa ve barışa karar veren daha bir çok konuda söz sahibi olan yeni ruhlar ortaya çıktı. Günah işleyince yağmurları kesmeyi ve ya sürülerin yönünü etkilemeye başladılar. Sapiens ilk defa o zaman kendi tuzağına düştü. Geri dönmek için çaba sarf etmeden de yoluna devam etti. Bu ruhlar gelişti ve gülendi. Aynı şekilde daha güçlü ruhlar daha güçlü sistemler ve bağlar da kurdu. Sanat, siyaset ve tabi ki bilim için çok yardım ettiler.

Velhasıl bu ruhlar hem destek hem köstek oluyordu ama önümüze birden başka sorunlar çıktı. İlk ruhların görevleri sabitti ve belli bir kesime müdahale ediyordu. Örneğin A kabilesinin ruhu B kabilesinde ki bir olaya müdahil olmuyordu. Bir zaman vardı ki herkes diğerinin inançlarına saygılıydı. Sonra bu ruhları altında toplayıp değiştiren ve kendisi başta olan tekil yaratıcılar oldu. Eski ruhlar ve kutsallar da yeni çatının altında ancak kendilerine yer bulabildiler. Melekler, şeytanlar ve periler olarak hizmetlerine devam ettiler. Bu olayın asıl sorunlu olan yanı ise yeni tekli tanrıların inanan sayısına önem vermeleri ve yanda ki ülkede ki insanların neye ibadet ettikleri ile yakından ilgileniyor olmasıydı.

Bu mesele uzun bir süre Sapiens için sorun oldu. İmparatorluklar kurulup krallara diz çöktürüldü. Sapiens için bu sorun kesin bir başarı ve fayda kaynağına dönüştü. Hem köylü hem de krala kesin bir şekilde ulaşan bu yeni sistem Sapiens için yeni ufuklar açtı. Ekonomi, para ve daha bir çok terim bu kapının altından fırladı.

Dünyanın o zor zamanlarında güven çok zor bulunuyordu. Kimsenin kimseye güvenmemesi için olduğu kadar güvenmesi içinde sebebi yoktu. Para gibi sadece güvenden doğan bir sistemin bu çelişkide büyümesi imkansızdı. Para olmadan değerleri birbirine hızlı bir şekilde dönüştüremiyor ve bu dönüştürmeme eksikliğinden de ilerleyemiyorduk.
Tanrı bir kral seçti! Bir imparatorluk ve ya ülke kurulmasını sağladı. İnsanlar önce Tanrıya sonra krala ve tabi ki en son da olsa paraya güvendiler. Bu güven başlangıçta yararlı daha sonraları ise zararlı olmaya başladı. Tabi ki bu zarar kendisini yaratan güçlere karşı bir zarardı.
Durumu şöyle özetleyelim deniz kabuklarını kralın himayesinde para olarak kullanıyoruz. O deniz kabukları sırf kral bu değeri biçtiği için değerliler. Kimse deniz kabuğu için kralı yok etmez tıpkı kral için tanrıyı yok etmeyeceği için olduğu gibi. Bu durumda altta ki kalanın değeri de kalmıyor. İşte burada para bir şekilde kendinden öncekileri kırdı. Bir günde değil elbette uzun bir zaman aldı.

Osmanlılar üzerinde haç olan düka altınını zevkle kabul etti. Avrupalılar üzerinde “Allah birdir ve Muhamed Allah’ın Kulu ve Elçisidir” yazan altınları alıp harcadılar ve hiç rahatsız olmadılar. Bu durum o kadar alışıldık hal aldı ki kimse bu parayı aldığında onu yaratan sistemin doğruluğunu onayladığını ve bu sebepten kendi sisteminin buna kızacağını düşünmedi. Hayır bu ikisi tamamen farklı konulardı ve hala öyleler.
İlk güven bireyleri birleştirmeye başladı. Bu birleşme sürekli devam etti. Düşsel değerler elimizdekileri değerli kıldı. Sonunda bir döngüye takılıp kaldık. Ne zaman bir düşsel devrim yapmak istesek öncekini haksız kılacak ve ya yenisini taktis edecek yeni bir düşünceye ihtiyacımız oldu. Böylece bir düş hapishanesinden bir diğerine koşup durduk ve sonunda kurtulamaz hale geldik.
“Etrafımızda ki hapishane duvarlarını yıkıp özgürlüğe koştuğumuzda aslında daha büyük bir hapishanenin geniş bahçesine doğru koşuyoruz”
Kabul veya ret olmadan Para en güçlü din haline geldi. Her birey ve toplum kararlarına asıl etki eden asıl yüce gücü para olarak tanımlamaya ve fark etmeden de olsa bu çerçevede yaşamaya başladılar. Para ekonomiyi ve ekonomide daha fazla paraya dönüştü. Bir tablo ve ya bir makine para demek olduğunda Sapiens kendisini sürekli ilerlemek zorunda olduğu bir yolda buldu.

Bilişsel devir yeni bir devrim yapana kadar kaynaklar sınırlıydı ve bu para döngüsü sadece başka bir kabileden elde ediliyordu. Bu da savaş demekti. Savaş hem de çok fazla. Bir şehir hangi tanrı adına ele geçirilirse geçirilsin altınlarda yine o tanrı adına toplandı ve kaynakları çoğaltmayı keşfedene kadar da öyle gitti.
Yüzyıllarca insanlar az olanın iyi olduğunu, tutumluluğu, naifliği, sadeliği savunurken birden daha fazlasını istemeyi bir felsefe haline getirmeye başladı. Kendin ol. İstediğini yap demeye başladı. Tabi ki bu da yine yeni bir devrimdi. Kaynaklar az ve kısıtlıyken insanların buna inanması gerekiyordu ve öyle de oldu. Lakin kaynaklar artamaya ve dünyanın diğer ucundan ve ya uzaydan da olsa temin edilmeye başlamasıyla bir satın al ve ne pahasına olursa olsun satın al çılgınlığı başladı. Eskinden harcamak bitmesi demekken şimdi harcamak daha fazla bolluk demek haline geldi. Bir saniyeliğine hiç harcamadan bu günkü toplumun ne yapacağını düşünün. Apple 2’nizi beş sene kullansaydınız, Apple 5 çıkar mıydı? Ya da çıkarılması için gerekli kaynaklar temin edilebilir miydi? Böyle bir zamanda Kendine bir iyilik yap, sen bunu hak ediyorsun ve ya bu özgürlük demek dediler ve bizde aldık. Önce Apple 3, sonra ki sene Appke 4 ve her sene yenisini böylece sitem yenisi için kaynak sağladı ve bilimde katıksız bir kar etmeye başladı.

Al ve Al döngüsü popüler oldu çünkü bir şekilde parayı çoğaltıyordu. Köylüler vergi vermek istemiyordu ama bir televizyon ve ya bir arabayı alırken vergi yağdırıyorlardı. Sistem ve hükumetler destekledi ve elbette tanrı da taktis etti.
Bir köylü gurubunun toplanıp uzay mekiği inşa etmeleri elbette mümkün değil fakat koca bir imparatorluk bunu başarabilir. Tabi ki mühendislerden temizlikçilere kadar herkesin sadece bir görevi olmalı ve bu arada da açlıktan ölmemeliler. Tarımsal ve bilişsel devir sonunda sanayi devrimini ve bilimsel çağları getirdi. Borsa, Finans ve elbette Kredi sistemleri ortaya çıktı. Hepsi mutlak matematik ile yönetiliyordu ve eski felsefi görüşler sadece yaratıcı olarak kalmıştı.

Sonunda Sapiens ölümü bile mekanik bir sorun olarak görüp kendini geliştirmeyi hedef haline getirmiş bir tanrıya dönüştü. Hastalıklar ve savaşlar giderek azaldı ve Sapiens sonunda dünyanın mutlak baskın türü haline geldi. Aklı ile istediği her şeyi öyle ya da böyle yapıyor fakat ne istemek istediğini kesin olarak henüz bilmiyor.

Yorum:

Bir ara bu kitabı okumak istiyorsanız insan olmadığınızı ve burada ki konuların sizi hiç bağlamadığını varsayın. Çünkü eğer herhangi bir politik, dini ve ya siyasi görüş benimseyerek ararsanız kitabın tamamını bir hakaret gibi görebilirsiniz. Buna rağmen ben bu kitabın okuduğum en tarafsız ve en nesnel kitap olduğu kanısındayım. Yine de şunu belirtmeliyim ki insanlığa kısa bir özet olarak da olsa böyle nesnel olarak bakmak size yeni ufuklar açacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir