Kitap İnceleme: Simyacı – Paulo Coelho

SİMYACI

paulo coelho simyacı

Genel Bilgilier:
Türkçe Adı: Simyacı
Orijinal Adı: The Alchemist
Yazar: Paulo Coelho
Yayın: Can Yayınları
Çevirmen(ler): Özdemir İnce
Paulo Coelho –
Simyacı Kitap Özeti
Delikanlının Adı Santiago. Yıllar önce papaz okuluna gitmiş
ve iyi bir eğitim almış. Hayatını rahip olarak devam ettirmek istemediğine
karar vermişti. Bir papaz olarak her gün aynı şeyi yiyip her gün aynı insanları
görmek zorundaydı. Santiago ise daha fazlasını istiyordu. Dünyayı görmek
istiyordu. Durumu babasına açıkladığında alacağı tepkiyi hiç bilmiyordu. Fakir
köylü bir aile için oğullarının papaz olması bir gurur kaynağıydı.
Sadece zenginler ve çobanlar dünyayı gezer evlat demişti
babası. O da çoban olmaya karar vermiştir. O gün anlamıştı babasının da içinde
böyle bir hayal vardı ama hiç gerçekleştirmemişti. Babası zamanında tarlada
birkaç eski İspanyol altını bulmuştu ve bunu mezuniyetinde kiliseye verecekti
ama artık bir önemi kalmamıştır.
Oğluna altınları verdi git bunlarla koyun al dedi. Santiago
da öyle yaptı. Sürüsü ile birlikte bozkırlarda köylerde gezmeye başladı. Ne
okumaya ara verdi ne de öğrenmeye. Gezmek ise hayatının bir parçası olmuştu.
Çatısı yıkık bir kilise buldu. Yılar önce terk edilmişti.
Ortasından bir firavun inciri çıkmıştı. Yıkık çatıdan dışarı çıkıyordu dalları.
Sürüsünü içeri sokup kapıyı kapattı. Bu bölgede kurt yoktu ama sürüsünün kayıp
olmasını da istemiyordu. Gece kitabını başının altına koyup uyumaya çalıştı.
Artık daha kalın kitaplar okumalıyım dedi. Hem okumak daha uzun sürer hem de
daha iyi yastık olurlardı. Rüyasında Mısır piramitlerine yolculuk ettiğini ve
orada bir hazine bulduğunu gördü. İlginç bu rüyayı ikinci defa görüyordu.
Yakınlarda ki kasabaya ulaşınca geçen sene gördüğü kız geldi
aklına. Babası bir tüccardı. Dolandırılmamak için satın alacağı yünün gözü
önünde kırkılmasını istemiştir. Çeşitli ilginç hikayeler anlatıp kızı
etkilemeye çalışmıştı. Şimdi yine görmeyi umut ediyordu.
Yemek yedi, Matarasını şarapla doldurdu, Tıraş oldu ve
Kitabını daha kalın bir tanesi ile değiştirdi. Her şey hazırdı. Şimdi gidip
tüccarın kızını görebilirdi. Belki de kendisini hatırlardı. Yine de rüyası
aklındaydı ve bir falcıda buldu kendini. Yaşlı kadın göz ucuyla ilgilendi çok
parası olmadığını biliyordu ve aklında ocakta ki yemeği vardı. Santiago da bu
durumdan pek hoşnut değildi şimdiden pişman olmuştu.
Önce rüyasını anlattı sonra da dinledi. Yaşlı kadın
konuşmaya başladığında her şey daha da tuhaflaştı. Evlat dedi artık senden para
istemiyorum. Başta Santiago sevindi zaten az olan parasını da bu kadına
kaptırmak istemiyordu ama kadın neden para istemiyordu? Sana söyleyeceğim ama
dedi bulduğunda hazinenin onda birini bana vereceksin. Santiago zaden sahip
olmadığı bir hazinenin onda birini ona vermekte zorlanmadı. Kabul etti.
Mısır Piramitlerine gitmelisin evlat dedi. Yaşlı kadın.
Orada seni bir hazine bekliyor. Santiago bu durumdan hoşlanmadı zaten bunları
biliyordu. Kadın “En zor yorumlar en basit olanlardır.” Şeklinde cevapladı ve
Santiago’yu yolladı.
Bir meydana oturup biraz şarap içti. Yeni kitabını açıp
okumaya başladı. Çok geçmeden yanına yaşlı bir adam geldi ve muhabbet açtı. Bu
ihtiyar adam okuma biliyordu ve belli ki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Rüyası dahil her şeyi bilen adam Santiago’nun dikkatini
çekmişti velakin falcı kadınla ortak çalışıyor olma olasılıklarını da göz ardı
edemiyordu. Kendisine Kral diyen adam, Santago’nun ikna olmasına sebep oldu.
Santiago adama Koyunlarının Onda birini verdi ve kalanını da sattı. Yaşlı kral
Urim ve Turim adında iki kristal verdi. Sana yolunu gösterirler dedi ve yoluna
gitti.
Santiago körfezden bir bilet alıp Cebelitarık’ı aştı ve
Afrika kıtasına ulaştı. Kendi kişisel menkıbesinin peşine düşmüştü. Evren onun
bu gayesine mutlaka cevap verecekti. Dillerinden anlamadığı bir Arap ülkesinde ne
yapacağını bilemeyen Santiago bir Arap kahvehanesine gitti. Orada iyi giyimli
ve İspanyolca bilen bir adamla biraz sohbet etti. Adam önce bir deve almaları
gerektiğini söyledi. Kahvehane sahibi Arapça olarak adamla tartıştı. İspanyolca
bilen adamla birlikte oradan ayrıldılar. Santiago tüm parasını kaderin
getirdiği bu adama verdi ve peşine düştü.
Yolda çok harika süslemelere sahip bir kılıç gördü. Aklına
hayaller düştü. Hazinesini bulunca bundan almalıydı hatta fiyatını sormayı bile
düşündü.  Arkadaşından fiyatını sormasını
isteyecekti ki onun arkasında olmadığını fark etti. Endişe ile çevreye bakındı.
Şimdi kahvehanecinin bu adamla neden tartıştığını anlamıştı. Şüphesiz kendisini
uyarmaya çalışmıştı. Şimdi beş parasız ve dilini anlamadığı bir ülkede kala
kalmıştı.
Gece öylece meydanda kaldı. Sabah olunca bir tatlıcının
çadırını kurmasına yardım etti. Adam ilk tatlılarından ikam etti. Santiago
sokaklarda dolaşmaya başladı bu ülkede ne yapacağını bilmiyordu ama evrenin ona
yardım edeceğinden emindi. Sonunda yokuşun başında duran bir billuriye
dükkanının önünde durdu. Camda birçok dilde hizmet verildiğini belirten bir
yazı vardı.
İçeri girip yemek karşılığında tüm kristal eşyaları silmeyi
teklif etti. Cevap beklemeden işe koyuldu. Dükkan sahibi de konuşmadan bir süre
işine baktı. Öğle olunca gel dedi ve onu bir aş evine götürdü.
Aslında bir şey yapmana gerek yoktu dedi dükkan sahibi.
Dinimiz aç birisine her zaman yardım etmeyi zorunlu kılar. Ben seni çok sevdim
benimle çalışmayı düşünür müsün dedi. Aslında ülkesine geri dönmek isteyen
simyacı parası olmadığından ve dönse bile koyunlarını sattığından kabul etti.
Dükkan sahibi de her satılan ürün için oldukça iyi bir yüzde verdi.
Bir süre sonra Simyacı’nın iyi fikirleri sayesinde dükkan
kar etti. Tam bir yıl simyacı burada çalıştı. Hem dükkan sahibine iyi bir para
kazandırdı. Hem de sattığı koyunlardan daha fazla parayı elde etti. Sonunda eve
dönme zamanı geldi. Ama dönemezdi çünkü hazinesi onu Piramitlerin orada
bekliyordu. Bir kervan ile anlaşıp mısıra gitmeye karar verdi. Artık Arapçayı
da biliyordu parası da vardı. Kervanın kalkmasını beklediği yerde İngiliz bir
simyager ile tanıştı. Önce birbirlerini pek umursamadılar. Yaşlı kralın verdiği
Urim ve Turim sayesinde başlayan sohbet neticesinde arkadaş oldular ve birbirlerine
birçok şey öğrettiler.
Kervan yola çıktığında, arada bir savaş söylenişi vardı.
Herkes bundan bahsediyordu ve giderek daha çok konuşulur olmuştu. Yine de
sonunda bir vahaya ulaştılar. İngiliz buraya ulaşmayı hedefliyordu. Burada
efsanevi bir simyacının yaşadığını duymuştu. Sonunda aradığını da buldu.
Santiago ise burada aşkı buldu.
Bir gün çölü izlerken bir imge gördü. İmgede silahlı
kişilerin vahaya saldırdığını görmüştü. Lakin vahalar her zaman ateşkes
bölgesiydi. Hiçbir vahada bırak savaşı silah bile bulunmazdı bu yazılı olmayan
bir kanundu. Sonunda bu imgeyi kendine saklayamadı ve kabile reisine anlattı.
Şefler aralarında konuştular ve tartıştılar. Sonunda da karara vardılar.
Büyük reis yarın sabahtan akşama kadar vaha içerisinde ki
silah taşıma kuralını bozacağını söyledi. Eğer bir saldırı olursa öldürülen her
düşman için Santiago’ya bir altın verecekti. Lakin eğer saldırı olmazsa
akşamında ölen Santiago olacaktı.
Öğleye doğru saldırı oldu ve olduğu gibide bastırıldı.
Santiago hiç olmadığı kadar zengin oldu. Üstelik hayatının kadını da buradaydı.
Sanırım hazinesini bulmuştu.
Bir gece İngiliz Simyagerin bahsettiği efsanevi Simyacı
Santiago’yu da buldu. İmgeyi kimin yorumladığını sordu başta tavrı saldırganca
gibi olsa da sonraları dostça oldu. Simyager her şeyden haberdardı. İngiliz’e
anlamadığı ayrıntılıları bile biliyordu. Kişisel menkıbesinin peşini
bırakmamasını tavsiye etti. Hatta yolun kalan kısmında ona rehberlik bile
edecekti.
Yolda savaşçılarla karşılaştılar. Silahları ve ganimetlerine
el konuldu. Simyacı söz alıp arkadaşının çok güçlü bir büyücü olduğunu ve eğer
onları serbest bırakmazlarsa rüzgara dönüşüp burayı yıkacağını söyledi.
Santiago büyüden, simyadan veya rüzgara dönüşmeden anlamazdı o bir simyacı
değildi.
Simyacı yapmazsa öldürüleceğini söyledi. Santiago sen nasıl
kurtulacaksın dedi. Simyacı da ben rüzgara dönüşmeyi biliyorum sen kendini
düşün dedi. Çaresiz bir kayanın başına çıktı reis ve subayları onu izlemeye
başladı. Santiago evrenin dilini biliyordu önce çöl ile sonra güneş ile ve en
son da güneş ile konuştu. Ortalığı rüzgar ve kum kapladı. Sonunda serbest
kaldılar. Santiago bu yolculukta evrenin dilini öğrendiğini ve bilmeden simyacı
olduğunu anladı.
Bir manastırda simyacı altın yaptı. Dörde bölüp bir
parçasını manastıra bir parçasını kendine ve bir parçasını da Santiago’ya
verdi. Dördüncü parçayı alıp manastırını rahibine dedi ki bu adam tekrar
gelirse ona ver. Santiago anlamadı zaten altını vardı. Simyacı daha önce iki
defa hazinesini kayıp ettiğini ve bunun yine olabileceğini söyledi. Dönüp
yoluna gitti.
Santiago hiçi olmadığı kadar büyük bir hazineye sahipti koca
bir parça altına ama bu hazinesi değildi. Hazinesi piramitlerin yakınındaydı.
Sonunda Piramitleri ve Spenksi gördü. Orada durup ağladı. Birden bir bok böceği
gördü. Eskiden buranın halkı bunu tanrısal bir varlık olarak görürdü. Bu hiç
şüphesiz bir işaretti.
Ellerinden kanlara akana kadar kazdı. Ta ki başında
barbarlar belirene kadar. Adamlar onu yakaladı ve ne aradığını sordu. Santiago
çaresiz her şeyi anlattı. Barbarların başı güldü. Altınını alıp onu bıraktı.
Hayatta hayallerin peşinden gidenlerin ne kadar zavallı olduğunu anlaması
içinde sağ bıraktı. Ben de dedi sürekli hazine rüyası görürdüm dedi. Rüyamda
İspanya’ya gidip yıkık bir kilise bulduğumu görürdüm. Kilisenin içinde bir
firavun inciri yükseldiğini gördüm. Oranın dibini kazında hazine bulacağımı
gördüm. Ama ben senin gibi rüyanın peşinden gidecek kadar aptal değildim dedi.
Adamlar yoluna gitti. Simyacı da öyle.
İspanya’ya döndü. Kiliseyi buldu. İncir Ağacı da bıraktığı
yerde duruyordu. Dibini kazıp bir sandık eski İspanyol altınını buldu. Yaşlı
kral biliyordu dedi. Simyacı da biliyordu. Seslerini duydu. Eğer bu yolculuğu
yapmasaydın anlamı olur muydu? Falcıya verdiği sözü hatırladı. Ama rüzgar çölde
bıraktığı sevgilisinin kokusunu da taşımıştı. Tekrar yol görünmüştü.                                                                                                                                                         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir