Dünyanın Durduğu Gün

Hafifce kolunun uyuştuğunu hissetti. Teninde ki soğuk his camdan mı yoksa soğuktan mı karar veremedi. Evden çıkarken almadığı ceket geldine aklına. Ayakkabılığın üstünde duruyordu hâlbuki. Bir saniye kadar cekete bakmış sonra çıkmıştı. 
Aniden acaba durağı mı geçtim diye düşündü. Ani bir şekilde gözlerini açtı, camda ki buğuyu sildi. Kulaklığı düzeltti. Dışarının neresi olduğunu anlamaya çalıştı.  Bir gariplik hissetti ve çevresine baktı. Evden iki durak ilerideki, köşe durakta durmuştu otobüs. Çevresine bakımdı sadece uyuyan bir genç daha vardı. Onyedi belki onsekiz yaşında bir lise öğrencisi olmalıydı. Sakalları daha yeni çıkmaya başlamıştı.
Gözlerini kapattı ve müziğe odaklandı. İki durak arasında nasıl uyuyakaldım diye merak etti. Hafif bir gülümseme geldi. Kendi yatağında bile saatlerce dönüp durduğu oluyordu. Otobüs koltuğu bu kadar rahat nasıl olurdu.
Otobüsün hala haraket etmmiş olduğunu fark etmesi ile düşüncesi bölündü. Hızlıca iki koltuk arkasında ki gence baktı hala uyuyordu. Anlasılan durumdan menmundu. Ama Lale’nin bir işi vardı ve geç kalmak istemiyordu. 
Muhtemelen geç kalmak problem olmazdı çünkü neredeyse hiç geç kalmamıştı. Hafifçe şoföre seslendi.”Afedersiniz, bir problem mi var acaba?” ama cevap gelmedi. Soruyu tekrar etti ama aynı hiç cevabı aldı. Ayağa kalktı çantasını koluna alıp şoför mahalline yöneldi. Orta yaşı gecmiş hafif kilolu ve kelleşmeye başlamış olan şoför yoktu. Adamın nerede olduğunu anlamaya çalıştı ama izun sürmedi. Kapı açıktı ve muhtemelen durağın arkasında ki markete gitmişti. 
Sinirli bir şekilde en ön sağ koltuğa oturup beklemeye başladı. Bekledikçe sinirlendi, sinirlendikçe bekledi.  Sonunda dayanamayıp dükkana gitmeye karar verdi. Eteğini düzeltip çantasını aldı ve hızlı adımlar ile dükkana girdi. “Daha ne kadar bekleyeceğiz acaba” cevap gelmedi. Orta yaşlı adam kasaya dönmüştü. Duyduğu ortada diye düşündü. Duymazdan gelyordu. Pis şişko diye düdündü. Adamın iki adım arkasında durup yükü sağ bacağına verdi ve solla yere vurdu. “Beni duymuyormusun adam” dedi. Adam donmuş gibi dirmaya devam ediyordu. 
Lale çok sinirlendi ve bir çığlık attı “Bana bak senişikayet edeceğim.” İlamaz adam hala cevap vermiyordu hatta hareket de etmiyordu. 
Birden tuhaf bir korku sardı içini. Korkuyla karışık karnı ağrıdı içinden bir ses kaç dedi ama direndi. Yavaş adımlarla adamın yanına geçti beni duyuyormusunuz acaba? Hayır olamaz adam hiç duymuyordu. 
Bu mesafeden yeni gördüğü kahverengi oduncu gömleği giymiş adamıda adadü. Adam yere eğilmişti ve hareket etmiyordu. “İyimisiniz?” Ses yok. Ani bir hareketle koşarak dışarı çıktı. Etrafta kimse  bir kaç kişi vardı. Bir blok geride bir belediye çalışanı duruyordu. Sadece duruyordu.
İçinde çok kötü bir şeyler olmuş ya da oluyormuş gibi bir his oldu hemen otobüse gidip uyan liseli genci kontrol etti. Anlaşılan uyumuyordu o da donmuş kalmıstı.
Olamaz, olamaz diye düşündü bu bir rüya olmalıydı başka açıklaması olamazdı. Tabi ya bu bir rüyaydı. Muhtemelen evde uyuyordu. Ya da otobüste. Rüyayı hatırlamak gibi rüyadan gerçeği hatırlamak da zordu. 
Hemen uyanmalıyım diye düşündü. Birden aklına daha harika bir fikir geldi “Rüyanın tadını çıkarmalıyım” 
Aman tanrım bu harika bir şey dedi istediğim her şeyi yapabilirim. Para, güç ve daha neler.  Hayır, hayır uyandığında kayıp olacak bir şeyler olmamalıydı. Hemen bir arba düşündü son model mor bir Porshe. Ama ortada arba falan belirmedi. Sonra ki bir kaç dakika daha denemeye devam etti. Ama bir şey değişmedi.  
Anlaşılan rüyayı kontrol edemiyordu. “Çikolata” diye bağırdı. Tabi ya bir sürü çikolata yemeliyim zaten çok açım ve kilo almayacağım. Markete koştu. Donmuş şoförün yanından geçti ve abur cubur aldı. Yiyerek sokaklarda dolaşmaya başladı. 
İki ya da üç blok geçti. Bilinci iyiden iyiye açıldı. Açlığı geçmişti. 
Bu ne boktan bir rüya diye düşündü.  Bilincim açık kontrol edemiyorum. Çikolata yeken ki uçma denemelerim bile boşa gitti. Aklını kemiren “Bu bir rüya değil” düşüncesine inanmaktansa diğer her şey mantıklı gelebilirdi.
Birden şok olmuştu işte kanıt dedi. Kesin cevabı bulmuştu. Çöp bidonundan atlayan bir kedi havada duruyordu. Biraz temkinli biraz korkmuş hatta karnı ağrıyarak kediye yaklaştı. İnanaılmaz Gri ve beyaz karışımı kirli bir kedi öylece havada kalmıştı. İşaret parmağı ile hafifçe dokundu. Kediyi havadan almaya karar verdi. Bu inanılmaz bir şey demekten vaz geçemedi. Eline aldıği kedi sıcaktı. Havadan alabilmiştı. Tahta gibi bir hisle harşılaşmayı umuyordu. Acaba diğer insanlarda sıcak mı diye düşünmeden edemedi.
İşte harika dedi bir kahkaha patlattı eğer bu rüyaysa muhtemelen altıma kaçırdım ve bu sıcaklık kediden gelmiyor. Eger rüya değilse bu sikik yerde ne oluyor. 
Evinden kilometrelerce uzakta oturan Lale perisan haldeydi. Nerdeyse yarım saattir ağlıyordu. Aklına gelen her şeyi denemiş bulduğu herkese dokunmuştu ama sonuc hep aynıydı. Herkes sıcaktı. Güneş hiç haraket etmemişti ve bu bir rüya değildi.
Bir yarım saat daha ağladıktan sonra aklını başına topladı. Bu sey her ne ise tadını çıkarmaya karar verdi. Eğer gecici ise yapmadığı her şeyden pişman olacaktı. Ne yapması yada ne yapmaması gerektiği hakkında karar vermek oldukça güçtü. 
Bu durum birden geçerse o eski hayarıma dönmek istemiyorum dedi. 
Yakınlarda arabasını açan takım elbiseli kendisinden uç beş yaş büyük bir adamın arabasını ve bir şana öpücüğü aldı. Kendini korkunç ve cesur hissetti. Doğruca şehir merkezine sürdü. Bir kaç büyük markete uğradı bir kaç çanta para doldurdu. Ne iz bıraktı ne de delil. Hem kötü hem de korkmuş hissetti. Ama kendini giderek cesaretlenmiş hissetti. 
Herkes uyanınca ne olacak diye düşündü acaba başı derde girer miydi? Hapse düşebilirdi. Kısa panik atağını atlatmak için arka koltukta ki donumuş kedisine baktı. 
Saatlerce o kedi ile sokaklarda dolaşmış sonra da kediye sarılarak ağlamıştı. Artık kedi bemim diye düşünmüş ve onu araba ya koymuştü. 
En kısa yoldan evine döndü. Para çantalarını eve çıkardı. Bir kaç saatini harcayıp yatağının yaylarınınarasına bütün oarayı koydu. Cerrahi incelikte geri dikti. 
Kediyi kontrol etti. Kedinin sıcaklığı ne kadar aç olduğunu hatırlattı. Bu heyecanla uyuyamayacağını biliyordu ve anlaşılan otobüste bir kaç dakikadan fazla uyumuştu. 
Tostunu yerken acaba neler oluyor soruları aklını kemirdi. Eğer bu uzaylıların ve ya tanrının testi ise kesin kaldım diye düşündü. Önce gülülmsedi sonra endişelendi da ha sonra da her iki hissi de kafasından attı.
Açlık hissi geçince acaba kedim de aç mı diye düşündü, acaba bütün dünya açmı? Yoksa herkes ölecek mi sadece ben mi kalacağım. Keşke televizyon çalışsaydı. Telefon hatları gibi o da donmuştu. Bir şeyler öğrenmek için neler vermezdi. Lanet arbalar niye çalışıyordu ki o zaman.
Hayır, hayır kedi nefeste almıyordu ama ölüp soğumamıştı. Yani kedi ya da insanlık ölmeyecekti. Anlaşılan sadece insan denetimi gerektirmeyen sistemler çalışıyordu.
Kediyi alıp teyit etmek için sıcaklığını kontrol etti hala tumuşacık ve sıcacıktı. Ayrıca çok kirliydi. Nihayetinde bir sokak kedisiydi. Bir den saatlerce kediyi yanında gezdirince kendininde kedi gibi koktiğunu koktiğunu fark etti. 
Biraz zaman harcamaya karar verdi nasılsa dünyanın tüm zamanları Lale’nindi.
Önce kedisini sonra kendisini yıkadı. Soğuk ve sıcağa daha hazırlıklı yeni giysiler şeçmişti eteğini pantolon ile, topuluları spor ayakkabılar ile dğiştirdi. El çantasının yerine güzel bir sırt çantası aldı. Bir kaç eşya aldı. Çıkmadan önce kedisinin ki artık adı kirli idi, bir kap yemek bıraktı. Kapıdan çıktı ” Hadi şans” dedi ve evden ayrıldı.
Arabayı sahibine bıraktı bir de teşekkür öpücüğü. Evine giden bir iz bırakmamak en iyisiydi. Bir kac kilometre ilerden başka bir arba aldı ve gördüğü daha iyi arabalar ile değiştirdi. Daha beşinci arabayı almadan bir Audi Q7 ile geziyordu.
Günler geceleri kovaladı tabi sadece saat olarak yoksa güneş hareket etmedi bir kaç otelde hatta bir defasında arabada uyudu. 
Sonunda bu şehirde isteyipde yapamadığı hiçbir şey kalmadığında yeni bir arba ile yola çıktı. Çünkü anlasılan benzin sonsuz değiliş. 
Yoculuk için yiyecek içecek depolayıp biraz kıyafet aldı. Yoda ne olir belli olmazdı. Hatta bir silah bile aldı. 
Ya hayatta ki tek kişi ben değilsem diye düşündü. Bu iyi mi olurdu kötü mü? Varsa berede idi? Kimdi? Dost mu düşman mı?
Şehirden çıkmasına bir iki kilometre kala birden bir duvara çarptı, aynı hızla Hava yastığıda yüzüne çarptı. Sersemlemiş ve canı acıyarak da olsa dışarı çıkmaya çalıştı. 
Donmuş arabalar yüzünden hız yapmamış hatta çok yavaştı. Hatta bir tanesini yoldan çekmesi birininde etrafından dolaşması gerekmeşti . Dursuk yere kaza yapmayı nasıl başardım diye sersemlemiş halde dışarı çıktı. 
Arbanın önü dağılmış sayılırdı ama pahalı arba sağlam da oluyordu ve muhtemelen bu yüzden hayattaydı. Kendisine bir şey olsa kimse yardıma gelmeyecekti. Orada ölümü beklemek zorunda kalacaktı. 
“Siktir” dedi. Lanet olsun çarptığı hiç bir şey yoktu ortada. Yavaşca yürümeye başladı. Bir kaç metre ileride bir duvar buldu.
Elini değebildiği değebildiği katı bir duvar. Dokunması ile hafifçe renk ve ışık saçıyordu. Tıpkı suya dokunca oluşan şekil gibi ama hafif renkli ve ışıklı versiyonu.
Bir kaç yüzmetre sağa sola koşturdu. Deliye döndü. Buraya kısılım kkısılım kaldım diye bağırdı. Küfretti. 
Arabaya dönüp silahını aldı umutsuzca duvara bir kaç el ateş etti. Dalga şekillerinden daha büyük, renkli ve ışıklıları elde etti ama hepsi o duvar hala oradaydı.
Sinir krizini geçirip aglama krizine tutuldu yola oturup ağlamaya başladı. Yalnız, ve donmuş bir günde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir